Kanal 26 ekranlarında Sivrihisar Belediyesi Hukuk Müşaviri Hüseyin Akçar şu ifadeleri kulllandı;

“Hukukçular hukuki sürecin nasıl işlediğini kendileri de çok iyi bilirler. Ancak bir süreci önceden planlarsanız, o zaman bu hukuk olmaz. Bu tamamen organize edilmiş bir olay haline gelir. Ekrem İmamoğlu olayında da bunu net bir şekilde görüyoruz.

Bir gün önce diplomasının iptaline ilişkin bir karar alınıyor, ardından Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hakkında bir soruşturma başlatılıyor. Gözaltı süreci gündeme geliyor ve muhtemelen bundan sonra başka soruşturmalar da devreye girecek.

Bu tür durumlara her zaman adalet penceresinden bakmamız gerekiyor. "Adalet bir gün herkese lazım olacak" derken aslında orada bulunan herkes için bu sözün geçerli olduğunu unutmamalıyız. Adil bir hukuk devleti, hukuki güvenliğin olduğu bir ülkeyi temsil eder.

Ancak 30 yıl sonra bir kişinin diplomasını iptal edebiliyorsak, yarın sabah kalktığımızda hepimizin resmi evraklarının da iptal edilme ihtimali var demektir. Hukuk devleti budur. Hukuk devletinin tam tersi ise polis devletidir. Eğer bir ülkede insanlar yarın ne olacağından endişe duyuyorsa, orada hukuk devleti değil, polis devleti vardır. Maalesef bugün böyle bir durumla karşı karşıyayız.

Evet soruşturma devam ediyor. Bir hukukçu olarak, soruşturma devam ederken kapsamını tam anlamıyla bilmeden yorum yapmak doğru olmaz. Ancak bu süreç hukuki bir operasyondan çok, siyasi bir operasyona dönüşmüştür. Bunu her zaman vurguluyorum.

Her ne kadar Adalet Bakanı çıkıp "Biz insanlara karşı objektif ve tarafsız davranıyoruz" dese de, ne yazık ki buna inanmak mümkün değil. Çünkü yukarıdan bir takım talimatların geldiğini hepimiz biliyoruz.

Siz de biraz önce bahsettiniz. Eskişehir’de Alpu’nun eski belediye başkanının dosyaları, Büyük Birlik Partisi’ne geçtikten sonra mı açılmaya başlandı? 2019 yılında, ilgili kişi hakkında İçişleri Bakanlığı’ndan sürekli olarak "soruşturma açılmamasına" dair evraklar gelirken, ne değişti de Büyük Birlik Partisi’ne geçtikten sonra soruşturmalar başladı.

Eğer hukuku konuşuyorsak, adil olmak zorundayız. Ancak bugün hukuk, siyasi bir araç haline getirildi. Bir hukukçu olarak bu durumdan büyük rahatsızlık duyuyorum. Ben inandığım şeyi söylüyorum. Ancak inanmadığı halde mecburen bu durumu savunmak zorunda kalan pek çok kişinin olduğunu da belirtmeliyim.

Biz hukukçular olarak mücadelemizi sürdüreceğiz. Hiçbir zaman umudumuzu kaybetmedik, hukuka olan inancımız devam ediyor. Ancak ne yazık ki yasama, yürütme ve yargının tek bir kişide toplandığı bir rejimde, yargıdan bağımsız bir karar beklemek neredeyse imkansız hale geliyor. Çünkü hem karar mekanizması hem de onu uygulayan güç tek elde toplanmış durumda.”