Eskişehir Doğa ve Yaşam Platformu adına konuşan Filiz Fatma Özkoç şu ifadeleri kullandı;

“Yakın bir zamanda Alpagut Atalar için İDK sürecimiz olacak. Bu süreçten önce özellikle basın mensuplarını bilgilendirmek istedik. Konuyu birlikte konuşalım, tartışalım istedik. Biz Eskişehir Doğa ve Yaşam Platformu. 5 Ağustos günü bu platformu kurduk. Aslında bu süreç, Sarıcakaya’daki ve Mihalgazi’deki gelişmelerle başladı... Ah, sözüm kesildi ama şöyle devam edeyim: 16 Kasım 2024’te şehrimizi tehdit eden Alpakut Atalan Altın Madeni Projesi gündeme geldi. Hemen ardından Sarıcakaya ve Behiçbey’e yönelik başka altın madeni projeleri gündeme geldi. Başlangıçta platformumuzu sadece Alpakut Atalan için kurmuştuk ama gelişmeler üzerine platformu Eskişehir Doğa ve Yaşam Platformu'na dönüştürdük.

Peki bu süreçte platformumuz neler yaptı? En başta konuyu topluma anlatmaya çalıştık. Hem bölgede yaşayanlara hem de Eskişehir merkezdeki vatandaşlarımıza durumu aktarmaya çalıştık. Dilekçeler hazırladık, basın açıklamaları yaptık, yürüyüşler düzenledik. Kısacası konuyu gündeme taşımak için elimizden geleni yaptık. 15 Ağustos'ta yapılacak olan halkın katılım toplantısından önce bu çalışmaları tamamladık. Süreç çok kısaydı ama bu kısa sürede oldukça etkili işler yaptık. Ancak o bilgilendirme toplantısı bizim açımızdan pek sağlıklı geçmedi. Sonrasında platformumuz içinde teknik, hukuk ve yerel komisyonlar kurduk. Bu yapılar sayesinde işlerimiz daha düzenli yürümeye başladı.

Platformumuzu oluşturan bileşenler Emek ve Demokrasi Platformu çatısı altında toplandı. İçinde sendikalar, odalar, dernekler, siyasi partiler var. Yaklaşık 30 bileşenden oluşuyoruz. Bu yapıyla şimdiye kadar 8-9 büyük çalışma yaptık ve önemli bir mesafe katettik. Dava süreçlerini hukuk komisyonumuz titizlikle yürütüyor. Ayrıca belediyeler ve odalarla da koordineli bir şekilde çalışıyoruz. 9 Nisan’da İDK süreci var. Bu süreç bizim için çok kıymetli. Yaklaşık 2-3 haftadır bu konuya yoğunlaşmış durumdayız ve sürekli gündemde tutmaya çalışıyoruz.

Bu maden projesinin düşünüldüğü bölge Eskişehir’e sadece 20 km uzaklıkta. Üretken, doğasıyla öne çıkan, mikroklima özelliği olan çok özel bir yer. Projenin büyüklüğü çok dikkat çekici: Madenin ruhsat alanı 18.4 km². Bu, Eskişehir’deki 9 mahallenin toplam yüz ölçümüne denk. Liç alanı 1.12 km². Bu da Gökmeydan Mahallesi kadar bir alan. Ocak alanı ise 1 km², yani Vişnelik Mahallesi büyüklüğünde. Açılacak ocağın derinliği 480 metre, yani yaklaşık 160 katlı bir apartman kadar.

ÇED raporuna göre 10 yıllık bir kazı sürecinden söz ediliyor ama bu projeler genelde uzar. Toplamda 120 milyon ton malzeme çıkarılacak. Bu, 30 tonluk 4 milyon kamyon yükü demek. En kritik mesele ise su. Proje kapsamında yaklaşık 10 milyon ton su kullanılacak. Bu miktar, Eskişehir’in yıllık içme ve kullanma suyunun 5’te 1’i kadar. Peki bu su nereden gelecek? Bölgedeki derelerden, yer altı sularından ve Sakarya Nehri’nden.

Biz bu projeye neden karşıyız. Çünkü Eskişehir’in nefes aldığı tek bölge Sarıcakaya’dır. Üstelik burada yetişen ürünler İstanbul ve Ankara gibi büyük şehirlerin pazarlarına gidiyor. Yani sadece Eskişehir için değil, ülke genelinde önemli bir üretim alanı. Burada bir denge, bir ekosistem var. Bu da bozulacak. Üstelik altın siyanürle ayrıştırılacak. Bu çok ciddi bir tehlike. Geçtiğimiz günlerde Uşak’taki Kışladağ Altın Madeni’ne bir gezi düzenledik. Yöre halkını da götürdük. Biz bile ilk defa bu kadar yakından bir maden gördük. Gördükten sonra herkes çok şaşırdı ve korktu. Resmen açık hava kimya laboratuvarı gibiydi. Çalışma sahaları, siyanür havuzları, her şey açıkta ve sürekli kimyasal tepkimeler oluyor.

Alpagut Atalan’daki ÇED dosyası yenilendi. Yakında İDK toplantısı yapılacak. Sarıcakaya’daki proje iptal edilmişti ama şirketin tekrar başvuracağı söyleniyor. Yani kısacası bu tehlike henüz geçmiş değil.”