Saadet Partisi Eskişehir İl Başkan Yardımcısı Muhammed Güney şu ifadeleri kullandı;
Bizler, çökmüş bir ekonomiyi iktidar sarhoşluğundan ayılamayan kitlelere izah etmekten tükendik.
Devletimizi ve kurumlarımızı basiretsizlikle mahveden AKP zihniyeti, ranttan başka bir motivasyon tanımamaktadır.
Rüşvet, torpil ve liyakatsizliğin altın çağını yaşatan bu anlayış, aziz Anadolu’muzu kıtlığa ve sefalete mahkûm etmiştir.
Üretime ve fikre düşman kesilen neoliberal ekonomiyle ruhunu yitiren iktidar, manevi değerleri de yerle bir etmiştir.
"Büyük resim" komedisiyle ekonomik yıkımı dış güçlere bağlayan mesnetsiz masallar, AKP'nin temel dayanağı hâline gelmiştir.
Bugün meseleler, ekonomi alanından çıkıp bir inanç meselesine dönüşmüştür.
Bize inanırsanız vesayet içinde yaşarken bile Allah’a değil, iktidara şükretmeye mecbur edilirsiniz.
Biz ise Millî Görüşçüler olarak bu uyduruk itikada teslim olmadığımız için hamd ediyoruz.
İnternet ve haberleşme kısıtlaması ne anlama geliyor?
Bir siyasi grup, sosyolojik ve felsefi argümanlar üretmeden sürece; kolluk kuvvetlerini ve yargıyı sopa olarak kullanmaktan çekinmez.
Zira tartışacak ve mütalaa edecek birikime sahip olmayanlar, kaba kuvvetten başka yol tanımaz.
Muhakeme yetisi gelişmemiş bu güruha göre muhalefet, yalnızca bölücülüktür.
Vasat icraatlarla sıradan belediye faaliyetleri yürüten idareciler, geçmişte Ergenekon ve Balyoz masallarıyla olduğu gibi kurgusal gerekçelerle insanları içeri tıkan bir anlayıştan beslenmektedir. Bu anlayış, muhalefetten hiç ders almamıştır.
Tarihe bakarsak, baskı gören tüm camialar zamanla dinamit etkisiyle büyümüştür.
Öyleydi ki emir kulu hukukçular, bir dönem CHP iktidarını daima çalıştırmıştır.
Bu noktada, Erbakan Hocamızın ifade ettiği üzere Millî Görüş dışındaki yapıların birbirinden farkı olmadığını görüyoruz.
Elbette halk sokağa çıkacak, meşru platformlarda hak gasbına sessiz kalmayacaktır, kalamaz da.
Sokaktan geleni korkutamazsınız. Sokak adamının birlikteliği, kadere teslim olmamak; sabırla, sonuca irade göstermektir.
Bir diğer açıdan da ülkemizin pırıl pırıl gençleri sokağa çekilmektedir.
Oysa siyasi partilerin, gençlere bir gelecek inşa etmesi gerekirken; iktidar ve muhalefet, liseli ve üniversiteli gençlerin isyanıyla bir saltanat kurmamalıdır.
Bundan daha da önemlisi; vatan evlatları bu tarz eylemlerle polise ve devlete düşman edilmemelidir.
Bizim en büyük sorumluluklarımızdan biri, bu kurgusal süreçlerin hukuk ve kolluk yoluyla baskı altına alınmasının devletin değil, AKP’nin işgüzarlığı olduğunu topluma fark ettirmektir.
Kendi eğriliğini görmezden gelenlerin, deveye "boynun eğri" demesini samimi bulmuyoruz.
İktidar, samimiyetine inanmamızı istiyorsa önce iğneyi kendine batırsın.
Kendi karnını göremeyip başkasına doğruluk dersi verenleri, önce kendi aynasında samimiyet testi vermeye çağırıyoruz.
Gelin, hep birlikte bütün ülkeyi temizleyelim.
Rüşvet ve yolsuzlukların kol gezdiği koridorlara gür bir ses girmesini istiyorsak, önce "tuzdan" başlayalım.
Umudunu kaybetmiş insanlara samimiyetimizi göstermek istiyorsak, önce adaletin hakkını verelim.
Yargıyı siyasetin arka bahçesi olmaktan çıkarıp, herkesin hak arayacağı kapılara dönüştürelim ki yargı sistemi yalnızca "iktidarın" değil, herkesin güvencesi olsun.
Millet, derdimizin bağcıyla değil, üzüm yemek olduğunu anlamalı.
Rüşvet ve yolsuzlukla mücadeleye en tepeden, yani iktidar kadrolarından başlayalım.
Bu ülkeye bahar ancak böyle gelir.
Camdan köşkte oturup dışarı taş atmayalım.
Hırsızla kimimizi karıştırmayalım.
İktidar–medya–siyaset–bürokrasi–patronlar kulübüne "neşteri" hep birlikte vuralım.
Ve söz veriyoruz. Saadet Türkiye’sinde evlatlarımız, garsondan değil; garson devletle buluşacaktır.