ESKİŞEHİR HABER

Mehmet Ektaş: "Bu mücadele ancak avukatlarla kazanılır"

AHPADİ Derneği Başkanı Mehmet Ektaş, Avukatlar Günü’nde yargıdaki sorunlara dikkat çekti: “Savunma hakkı zayıflıyor, adalet siyasallaşıyor. Bu mücadele ancak avukatlarla kazanılır.”

Abone Ol

AHPADİ Derneği Başkanı Mehmet Ektaş şu ifadeleri kullandı;

“Avukatlar Günü vesilesiyle, 81 ilde görev yapan 200 bini aşkın avukatın Avukatlar Günü’nü Ahpadi Derneği olarak kutluyor, kendilerine başarılarının devamını diliyoruz.

Bunun yanında, Napolyon’un avukatlık mesleğini fitne ve fesatçıların mesleği olarak görüp yasaklamaya çalıştığı, Çar Nikolas’ın “Rusça’da savunmaya ihtiyaç yok, insanlar kendi kendilerini savunurlar; avukatlık mesleğine ihtiyaçları yok” dediği bir dünya düzeninde, diktatörlerin hâkim olduğu bir ortamda, Cumhuriyetin hemen kuruluşunun ardından, 20 Nisan 1924’te Avukatlık Kanunu çıkarılarak bağımsız ve tarafsız yargının kurucu unsuru olan avukatlık mesleğinin güçlü bir hukuki statüye kavuşmasını sağlayan Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ü de bu vesileyle saygıyla anıyoruz.

Her ne kadar Avukatlar Günü, mesleği icra eden, yurttaşların haklarını savunan avukatların sevinç ve coşkuyla kutladığı, adil bir düzenin gerçekleşmesine sağladıkları katkıların konuşulacağı bir kutlama günü olması gerekse de, ülkemizin içinde bulunduğu koşullarda uzun yıllardan beri bir kutlama günü olmaktan çıkmış; bir farkındalık günü, avukatların mesleki özlük sorunlarının, Türk yargı sistemindeki aksaklıkların ve ülkemizdeki adaletsizliklerin konuşulduğu bir gün hâline dönüşmüştür.

Avukatlar Günü’nün kutlanış biçimi dahi, ülkemizde hukukun ne kadar geri plana itildiğinin, hukuk alanına getirilen eleştirilerin ne kadar haklı olduğunun bir göstergesidir. 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun birinci maddesinde, her ne kadar avukatlık mesleği yargının kurucu unsurlarından biri olarak tanımlanmış olsa da, fiili durum farklıdır. Hakim ve savcılar yargının kurucu unsurları içinde etkin bir şekilde öne çıkarken, avukatlık mesleği bu tanımın gerektirdiği konumda değildir. Ne yazık ki avukatlar, yargının kurucu unsuru değil, sadece göstermelik bir obje olarak görülmektedir.

Oysa ki avukatlar, Avukatlık Kanunu’nda tanımlandığı üzere yargının kurucu unsurlarındandır. Hakim ve savcılar devleti, avukatlar ise halkı temsil eder. Mahkeme salonlarının arka planlarında “Adalet mülkün temelidir” yazısı boşuna değildir. Bu yazı, devleti temsil eden hakim ve savcılar için oradadır. Ancak yargı sürecinde halkı, yani yurttaşı temsil eden, onların sesi olan ise avukatlardır. Avukatlar, savunmanın temsilcisidir derken aslında yurttaşın temsilcisi oldukları vurgulanmaktadır.
Bu çerçevede yargının ve avukatlık mesleğinin içinde bulunduğu sorunları birlikte değerlendirdiğimizde, aslında yargıda yurttaşın sesinin kısıldığını, savunma hakkının kullandırılmadığını, yani avukatlar aracılığıyla yurttaşa bu hakkın tanınmadığını üzülerek ifade etmek zorundayız.

Ülkemiz, Hukukun Üstünlüğü Endeksi’nde 142 ülke arasında 117. sıradadır. Üstelik bu sıralama yıllar içinde iyileşmemekte, aksine kötüleşmektedir. Yargıya ve yargılama süreçlerine getirilen eleştiriler, bu kötü tabloyu daha da belirgin hâle getirmektedir. Son dönemde bazı belediye başkanlarının tutuklanmasıyla yeniden başlayan tartışmalar, aslında yıllardır süregelen bir sorunlar yumağının devamıdır. Yeterli suç şüphesi oluşturmaya yetecek deliller olmaksızın açılan soruşturmalar, bu soruşturmalar neticesinde yapılan tutuklamalar; protesto hakkını kullanan yurttaşlarımızın tutuklanmaları; başka kontrol tedbirleri uygulanabilecekken tutuklamanın tek çözüm yolu olarak görülmesi gibi pek çok unsur, yargılamaların siyasi bir nitelik kazanmaya başladığını göstermektedir. En azından kamuoyunda böyle bir kanaat oluşmaktadır.

Daha da acı olan ise, bu yargılama süreçlerinde savunma hakkını kullanacak, delilleri sunacak, hakim ve savcıların hata yapmasını önleyecek olan avukatların engellenmesidir. Bu durum, yaşanan hukuksuzlukları daha da vahim hâle getirmektedir.

Bugün avukatlık mesleğinin özlük ve mali haklarından önce konuşulması gereken konu, mesleğin etkili bir şekilde icra edilemez hâle gelmesidir. Ülkemizde birçok yargılama, televizyon ekranlarında, sosyal medyada, hukukçu kimliği olmayan yorumcular ve fenomenler tarafından yapılmakta; siyasetçilerin söylemleriyle şekillenmektedir. Yargılamalar esnasında avukatların sunduğu yazılı beyanlar, deliller dikkate alınmamakta, tartışma ilkesine aykırı davranılmakta; yargılamalar neredeyse yalnızca bilirkişi raporlarına dayanmaktadır.

Tüm bu sorunların ortadan kaldırılması, Türk hukuk sisteminin iyileştirilmesi ancak avukatların savunma hakkının kurucu unsuru olarak etkili şekilde görev yapmalarıyla mümkündür. Halkçılık esasına göre yönetilen bir ülkede, hukukun üstünlüğü düzeni diğer tüm yönetim biçimlerinden daha fazla önem arz eder. Bu nedenle avukatların tüm yargı süreçlerinde gerçek bir kurucu unsur olmaları, bunun da ötesinde adil bir hukuk sisteminin oluşturulması, uygulanması ve denetlenmesi için yargının her kademesinde özellikle Hâkimler ve Savcılar Kurulu’nda, adalet komisyonlarında etkin temsili sağlanmalıdır.

Barolar ve avukatlar da mesleki ve ekonomik haklarından önce, bu temel yapının gerçekleşmesi için mücadele etmeli, bu yönde çaba göstermelidir. Mücadele ancak böyle kazanılır. Bu mücadelenin hedeflediği “tam bağımsızlık” kavramının adil bir yargı sistemini kapsaması doğaldır.

Bu nedenle, “Her bağımsız devletin vazgeçilmez bir hakkı olan adaletin dağıtım vazifesine kimseyi karıştıramayız” diyen Ulu Önder Atatürk’ün bu sözü, içinde yaşadığımız bu günlerde mutlaka yeniden hatırlanmalıdır. Evet, adaletin dağıtım vazifesine kimseyi karıştırmamalıyız.

Bu uğurda adaleti tesis etmek, adaletin bağımsız ve tarafsızlığını sağlamak için mücadele eden tüm avukat meslektaşlarımın Avukatlar Günü’nü bir kez daha kutluyor, kamuoyunu saygıyla selamlıyorum.”