Eskişehir'in Odunpazarı ilçesinde bulunan Gökmeydan Mahallesinin Muhtarı Mesut Ertem şu ifadeleri kullandı;
"İnsanı yaşat ki devlet yaşasın. Bir insan mahallede yaşıyorsa, kamu kurum ve kuruluşlarının bu insanlara karşı asli görevlerini yerine getirmesi gerekir. Eğer bu görevler eksiksiz yapılırsa, insanların da şikayetleri olmayacaktır. Benim ülkem ve mahallem, Eskişehir’im için istediğim şey; kamu kurum ve kuruluşlarının, belediyeler dahil, belediyedeki şube müdürleri dahil, insanlardan şikayet gelmesini beklemeden, bu yaşam alanlarını önceden planlamasıdır. İnsanların yaşayabileceği ortamları önceden belirleyip buna uygun düzenlemeler yapılmalıdır. Yani Avrupa’da olduğu gibi, belediyeler ve kamu kurumları, vatandaştan şikayet gelmesini beklemeden, asli görevlerini yerine getirmelidir diye düşünüyorum.
Ben mahallemde kaldırımların kırık olmasından şikayet ederken, başka bir mahallede kaldırımların hiç olmamasından şikayet ediliyor. Ben neden genel konulara değindim? Çünkü belediyelerin ve kamu kurumlarının, insanların yaşam alanlarını önceden tespit edip, onlara uygun hizmet götürmesi gerektiğine inanıyorum.
Gökmeydan, bazı mahallelere kıyasla mülteci yoğunluğu açısından avantajlı. Yani genel olarak mültecilerin çok yoğun yaşadığı bir mahalle diyemem, ama kırsal veya kenar mahallelere kıyasla daha az mülteci barındırdığını düşünüyorum.
Ben Avrupa’da yaşamış bir insanım. Avrupa’da da Türklere karşı benzer tepkiler var. Bir kişi kötü bir şey yaptığında, tüm toplum suçlanıyor. Almanya, İsviçre, Hollanda veya Belçika'ya gidin; Türklere karşı bazı olumsuz sıfatlar yakıştırıldığını görürsünüz. Ancak ben şahsen mültecilere karşı değilim. Avrupa’da bir yabancı olarak yaşadım ve benzer tepkilere maruz kaldım. Dolayısıyla, burada hiçbir mülteciye, hiçbir yabancıya –hangi milletten olduğuna bakmaksızın– olumsuz bir bakış açım yoktur. Kapımı çalan bir insan ister Suriyeli, ister Afgan, ister Iraklı olsun, isterse bir Alman ya da İsviçreli olsun; ona elimdeki ekmeği paylaşırım. Benim şahsi görüşüm budur.
Allah’a şükür, Gökmeydan çok güvenli ve nezih bir mahalle. Eğer Eskişehir’de yaşamak için üç mahalle saymam gerekseydi, bunlardan biri kesinlikle Gökmeydan olurdu. Bu güvenlik meselesi sadece mültecilere bağlanamaz. Avrupa’da da suç işlendiğinde hemen yabancılar suçlanıyor. Gençler arasında uyuşturucu, cinayet, gasp gibi olaylar olduğunda, eğer suçlu yabancıysa, basında manşetlere taşınır. Ama aynı suçu bir yerli vatandaş işlediğinde, gazetenin üçüncü veya dördüncü sayfasının köşesinde küçük bir haber olarak geçer.
Ayşe Ünlüce ile konuşacağım. Ulus Caddesi’nde bir Ulus Parkımız var. Buranın çay bahçesi gibi bir yer haline getirilmesini düşünüyorum. Gökmeydan’da Cumhuriyet Parkımız var ve gerçekten güzel bir ortam oldu. İnsanlar oturup çay-kahve içebiliyor, sohbet edebiliyor. Ulus Parkı’nda da benzer bir düzenleme yapılırsa, şehir merkezi rahatlar, insanlar çarşıya gitmek zorunda kalmaz. Şu anda spor kampüsümüz var, gençler burada spor yapabiliyor. Hem Milli Eğitim Bakanlığı hem belediye bu konuda destek sağlıyor. Ama daha iyi olabilir mi? Tabii ki gönül ister ki daha da iyi olsun. Bunun için de çalışıyoruz.
En büyük sorun, yapılan işlerin aslına uygun yapılmaması. Örneğin, Avrupa’da günlerce yağmur yağar ama hiçbir yerde su birikintisi göremezsiniz, ayakkabınız ıslanmaz. Çünkü alt yapı düzgün yapılmıştır. Burada bir yol yapılıyor, ama düzgün yapılmadığı için birkaç ay içinde tekrar kazılıyor. Ben şunu söylüyorum: “Bugün yapma, yarın yap ama güzel yap.” Vatandaş ikinci defa şikayet etmek zorunda kalmasın. Bir iş üç gün sonra olsun ama bir defa yapılsın. Vatandaşın cebinden bir defa para çıksın, üç defa değil. Özetle, yapılan işlerin kalıcı ve doğru yapılması en büyük öncelik olmalıdır.”