Eskişehirsporumuz bu hafta deplasmanda galip geldi. Manavgat, güçlü rakibi Konya Ereğlispor ile berabere kalınca, geçen hafta kaybettiğimiz avantajı tekrar elde ettik. Her hafta yeni sürprizler olabilir. Ancak Eskişehirspor’un liderlik şansı yüksek görünüyor. Bundan sonraki maçlarda kayıp vermediğimiz takdirde, ipi göğüsleriz inşallah.
Biraz geçmişten bahsetmek istiyorum. İstanbul’da Darüşşafaka Lisesi’nde yatılı öğrenciydim. 1960’lı yılların sonu, 1970’li yılların başıydı. Eskişehirsporumuzun fırtına gibi estiği yıllardı. Galatasaray ile kıyasıya rekabet halindeydik. Dört beş yıl boyunca ligi hep ikinci sırada bitirdik. Şampiyonluk hep kıl payı kaçtı. Oysa o yıllarda millî takıma beş altı futbolcu veriyorduk. Türkiye Kupası’nı, Başbakanlık Kupası’nı ve hatta Ankara’da Galatasaray’ı yenerek Cumhurbaşkanlığı Kupası’nı kazandık. Ancak şampiyon olamadık. Daha doğrusu, bizi şampiyon yapmadılar.
Okulumuz Fatih’teydi. Maçlar ise genellikle Mecidiyeköy’deki Ali Sami Yen Stadyumu’nda ya da Beşiktaş’taki İnönü Stadyumu’nda oynanıyordu. Bu statlar Fatih’ten yaklaşık 10 kilometre mesafedeydi. Eskişehirli, benden iki sınıf altta bir arkadaşımla birlikte yürüye yürüye maça giderdik. Yorulurduk ama maça para vereceğimiz için yol parasından tasarruf etmeye çalışırdık.
Maça girdiğimizde, hele Eskişehirspor sahaya çıktığında, yorgunluğumuz biter, heyecan başlardı. Rakip takım seyircilerinin yüzlerinde korkuyu görmek bizi gururlandırırdı. Maç sonuçları da genellikle lehimize olurdu ve biz mutlu mesut okula dönerdik. O yıllarda Galatasaraylı Metin Oktay’ı, Turgay Şeren’i ve daha birçok yıldız futbolcuyu izleme fırsatımız oldu. Ancak bizim takımımızdaki Fethi, Nihat, Ender, Ayhan, İsmail, Muzaffer, Vahap, Kamuran, Halil, İlhan ve diğerleri, o dönemin parlayan yıldızlarıydı.