Eskişehir Türk Ocağı Başkanı Nedim Ünal şu ifadeleri kullandı;

“Türkiye’mizin en önemli millî kuruluşlarından biri olan Türk Ocakları bundan tam 113 sene önce 25 Mart 1912 de Türk Milletinin yine zor günler yaşadığı, muhataralı bir zamanda kuruldu. Şüphesiz bu 113 yıllık zaman dilimi içerisinde yaşanan acı tatlı birçok hadiseden sonra 113. Yaşına ulaşmış olmasının mutluluğunu hep birlikte paylaşmak üzere toplandık. 

Türk Ocaklarının kurulduğu 1912 yılında Balkan faciası yaşanmış, 550 sene vatan yapılan Rumeli toprakları 20-25 günde terk edilmiş, milyonlarca Müslüman Türk katledilmiş ve bir o kadarı da Anadolu’ya doğru yalın ayak yollara düşmüştü. İstanbul’un sokakları, cami avluları insanlarla doluydu ve kalabalıklardan sokaklarda yürünmüyordu. Türk Milleti büyük bir yılgınlık ve yeis içerisinde ümitsizlik girdabında çırpınıyordu. İşte tam bu sırada Türk Ocakları semalarda bir ümit ışığı olarak doğdu ve milleti ayağa kaldırdı. Türk egemenliğinin hızla çözülüşe geçtiği, geleceğe dair endişelerin hızla yayıldığı yıllarda kurulan Türk Ocakları, Türk milletine kim olduğunu hatırlatmakta ve içine düştüğü sorunlara çözüm yolları önermekle önemli bir vazife üstlendi. Bu ayağa kaldırış Çanakkale, Millî Mücadele, Sakarya ve Büyük Taarruzla devam etti. Türk Ocaklılar bütün bu hadiselerin her yerinde idiler. Sonrasında da kendisi de büyük Türk Ocaklı Atatürk ile Millî Devletimizi inşa ettiler. Türk Ocaklarının 1. ve 2. Genel Başkanları da Atatürk’ün kabinesinde yer aldı.

Bu vesile ile sizlerle bazı düşüncelerimi paylaşmak istiyorum. Türkiye’de eğitim ilkokuldan üniversite son sınıfa kadar beklenileni ortaya koyamıyor. Bir türlü Türk çocuklarının neredeyse tamamının üniversite kapılarına yığılmasının yanlış ve manasız olduğu anlaşılmıyor. Bizimle aynı nüfusa sahip Almanya’nın beş katı öğrenciyi üniversite kapılarına yığmaya devam ediyoruz Bu uygulamanın sadece üniversite diplomalı işsizler meydana getirdiği görülmüyor. Gelişmiş memleketlerde liseyi bitiren bir çocuk iki yabancı dil öğrenmesine rağmen bizimkiler kendi dillerini öğrenmekte bile zorlanıyor,  bundan da hiçbir Milli Eğitim Bakanı sorumluluk hissetmiyor. Üniversitelerimizde bilimsel araştırmaların yapılmadığı ve bilimde istenilen yere gelemediğimiz gerçeği bir türlü görülmek istenmiyor. Öğretmen ve din görevlisi yetiştirmenin, öğretmen akademisi ile, ilâhiyat akademisi ile olmayacağı görülmüyor. Hâlbuki eğitim doğru dürüst planlama yapılarak bir taraftan gençlerimizi değerlerine sahip şahsiyetli bir nesil haline getirmeye çalışmalı, diğer taraftan ülkenin ihtiyaçlarını dikkate alarak çağın bilgileriyle donanmış ihtiyacımız kadar genç kadroları yetiştirmek cihetine gitmeli.

Türkiye’nin diğer önemli meselesi nüfus ve aile yapımızın bozulmasıdır. Nüfusumuz hızla ihtiyarlıyor ve azalıyor. Demografik yapımızın bozulmasının vahim sonuçlarını yakın zamanda daha derinden hissedeceğiz. Mülakatların kalktığı, liyakat ve ehliyete değer verilen adil uygulamaların yapıldığı bir Türkiye arzuluyoruz.  Banka kartı ile on yıldır hiçbir iş yapmadan, hak etmedikleri para ile evlerine ekmek götüren insanların olmadığı bir Türkiye özlüyoruz. Sadece Eskişehir’de 1800 norm fazlası öğretmen, en az 8-10 Milli Eğitim Müdürü olduğunu düşünürseniz bunun ne olduğu daha iyi anlaşılır. Ulaşımda, havacılıkta, savunma sanayiindeki gelişmeleri müspet karşılıyor ve heyecanla takip ediyoruz. Bu maddi gelişmelerin yanı sıra esas gelişmenin eğitimde ve değerlerde olmasını bekliyoruz

13 sene önce yanlış bir şekilde içine girdiğimiz ve bize çok şeye mâl olan Suriye meselesi ümit edilir ki şu an da isabetle yürütüldüğü gibi Türkiye’nin arzu ettiği istikamette gelişir. Türk Devletleri Teşkilatının kurulmasını ve faaliyetlerini heyecan ile takip ediyoruz. Bu teşkilatın varlığı Türk Milliyetçilerinin eskiden bu tarafa söylediklerinin ne kadar haklı olduğunu ortaya koymuştur. Nevruz, Türklüğün en büyük Millî Bayramıdır. Diriliştir, Ergenekon’dan çıkıştır. Sadece 21 Mart akşamı Türk Devletlerinin televizyonlarını seyredenler bu bayramın oralarda nasıl derinden yaşandığını ve hissedildiğini görüyorlardır. Nevruz geç kalınmış olarak bir an önce millî bayram olarak ilan edilmelidir. Nevruzlarda birkaç şehrimizde olduğu gibi taşınacak olan şey paçavralar değil yeriyle göğüyle eşi benzeri olmayan tek bayrak, al bayrak, olmalıdır.

Dâhilde iktidarı ve muhalefeti ile birbiriyle kavga etmeyen, millî birlik ve beraberliği tahkim edilmiş, en önemli mesele olan eğitimdeki yanlışlıklar ve zaafları halledilmiş, Dünya ve komşularıyla eşit düzeylerde münasebetler geliştirmiş; figüran değil oyun kurucu olmayı hedefleyen bir Türkiye’nin; Dünyanın kalbi olması noktasında olan Anadolu topraklarında dün olduğu gibi bugün de Dünyanın geleceğini etkileyecek hadiseler meydana getirmesi zor değildir.

 Türk Ocaklarının efsanevi Genel Başkanı Hamdullah Suphi Tanrıöver'in de belirttiği gibi, “Türk Ocaklılar; Türk'ün gören gözü, duyan kulağı ve uyanık vicdanıdır. Türk Ocaklılar; gün içinde değil, zaman içinde düşünür, kalbinden ve zihninden târih şuuru ve sorumluluk hissi bir an bile eksik olmaz.”